70 yaşlarında Everest’e tırmanacak | Gundemtube.com

Rüştü Hatipoğlu Ankaralı… Yurtdışında üniversite eğitimini tamamladıktan sonrasında Türkiye’ye dönüyor, bir süre özgür çalışıyor ve peşinden devlet memuru oluyor. Fotoğraf çekmek onun için bir tutku… Gezdirilmiş olduğu bölgeleri fotoğraflıyor ve yazıyor; iki kitabı var. Hatipoğlu “Medetsiz, Süphan, Suner Tepe (Aladağlar), Işık Dağı, Esence Tepeleri, Kaçkarlar, Emler, Küçük Hacet, Kızlar Sivrisi, Köroğlu, Dedegöl, Nemrut (Sivri Tepe) ve Thorung La tırmandığım bazı zirveler… Everest Dağı’nın 5 bin 400 metredeki ana kampına tırmandıktan sonra da hedefim 8 bin 163 metrelik Manaslu Dağı. Ayrıca fırsat buldukça dünyayı gezmeye çalışıyorum. Bu nedenle dostlarım beni Geçkin Gezgin olarak adlandırıyor” diyor. Hatipoğlu Gelecek hafta Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na (TEGV) bağış toplamak için Himalayalar’a doğru yola çıkacak. Everest’e tırmanan azca sayıda Türk içinde ‘en yaşlı’ unvanını almasına sayılı günler kalan Hatipoğlu ile konuştuk.

Iyi mi başladınız gezmeye?

O aslen çocukluğumdan beri içimdeydi. Ankara’dan Polatlı’ya, Kargalı’ya giderken o 75 kilometrelik yolun sağında solunda minimum iki-üç tane Roman kampı görürdüm. Oldukca imrenir, “Keşke ben de onlar gibi yaşasam” derdim. Hep hayalini kurardım. Şu sebeple hayaller olmadan bir yere ulaşılmıyor. Ilkin kafada oluşturmak gerekiyor her şeyi, sonrasında yapmak kolay. Bu yönde adım atabilmem için yarım yüzyıl geçmesi gerekiyormuş. Maceram dağcılık ve tabiat sporları kulübü DDDSK’la başladı. Başta yalnız yürüyüşlere katılayım dedim. Ilkin Karadeniz tutkusuyla Kaçkarlar’a uzandım ve yavaş yavaş bir şeyler kıpırdanmaya başladı içimde. Arkasından Aladağlar’ın Emler Zirvesi geldi. Onu Ağrı Dağı takip etti. Bilgilerime göre Everest’te 5 bin metrenin üstüne çıkacak en yaşlı Türk ben olacağım.

‘Sende hiç mi akıl yok!’

Bu özgürlük, maceraperest tarafınız ve yepyeni bölgeleri keşfetme isteği hep ruhunuzda var mıydı?

Olmaz mı? Daha ilkokuldayken atlasta adım adım dünyayı geziyordum. Hemen hemen Nepal için yola çıkmadım fakat döndükten sonraki planlar aklımda oluşmaya başladı bile. İki gün Yedigöller’de kamp atacağım. Seneye de eşimle ya Almanya’daki ‘Romantik Yol’da ya da Polonya’da Gdansk’tan başlayıp Tatra Dağları’na doğru yürüyeceğiz.

Asla yorulmuyor musunuz ya da “Ne işim var burada” dediğiniz anlamış olur oldu mu?

Yorulmaz mıyım? Hem de iyi mi yoruluyorum! O tırmanışlarda nefes soluğa kalmışken, “Ya Rüştü, sende hiç mi akıl yok? Rahat rahat geziler yapmak dururken işin ne buralarda” benzer biçimde sorular sürekli beni geri çekmeye çalışıyor. Sadece, hedefe ulaştığınız o andaki hisler bütün o zahmetlere değiyor. Ağladığım anlamış olur oldu. Bir taraftan ağzım kulaklarımda, bir taraftan gözlerimden yaşlarla gülünç bir görüntü oluşturuyorumdur.

Daha ilkin beş kez Himalayalar’a tırmananmışsınız… Ne benzer biçimde hazırlıklar yaptınız?

Bu etkinlik için hazırlanmaya 1 Temmuz 2020’de başladım.
O günden itibaren her gün averaj 10 kilometre yürüdüm ve sabah kalktığımda 30-40 dakika egzersiz yaptım. 20 kilo verdim, aşırı kilolarımı attım. Kendimi zinde hissediyorum, bu tırmanış için ilk kere kendimi bu kadar hazırladım.

TEGV için bağış toplamaya iyi mi karar verdiniz?

Bu sefer tırmanışımın bir amacı olsun, bir farkındalık yaratsın istedim. Bu aşamada da “Nasıl bağış toplayabilirim” sorusu aklıma geldi. Sonrasında bazı araştırmalar yaptım ve TEGV’le görüştük. Siz bu gazeteyi ve röportajı okurken ben Nepal’e gideceğim, 5 Ekim’de de tırmanışa geçeceğim. 29 Ekim’de TEGV evlatları için topladığım bağışlarla döneceğim. Bu şekilde yararlı bir iş meydana getirecek olmanın gururunu yaşıyorum.

Iyi mi bağış yapılabiliyor?

Fonzip adlı bir çevrimiçi platform var. Oradan TEGV ve benim kampanyamı seçip bağış yapabilirsiniz. Her şey çocuklamız için.

Seyahatle yaşayan 70 yaşlarında bir seyyah olarak yaşıtlarınıza ne benzer biçimde tavsiyeleriniz olur?

Seneler ilkin ABD’da meydana getirilen bir araştırma gösteriyordu ki; emekli olan, bilhassa adamların mühim bir çoğunluğu, en fazla beş yıl daha yaşayıp terk ediyorlarmış dünyayı. Sebebi de doğal ki boşluğa düşmek. Sizi meşgul edecek mevzular bulun. Yazın, çizin, fotoğraf çekin, gezin… İllaki bir şeyler yapın. Kesinlikle üretin. Boş durmayın ve kesinlikle hedefler koyun önünüze. Büyük usta Nazım’ın da söylediği benzer biçimde: Şu demek oluyor ki öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı/ Yetmişinde bile örnek olarak, zeytin dikeceksin

Fillerle yıkanabilirsiniz

‘Fırsatınız varsa mutlaka görün’ dediğiniz yer neresi? Ve orada ne yapılmasını önerirsiniz?

Katmandu’ya gitmenizi tavsiye ederim kesinlikle… Pashupatinath; Hinduizm ile ilgili genel izlenimleri edinebilirsiniz. Swayambhunath;  Maymunlar Tapınağı olarak bilinir. Burada da Budizm’i yakından tanıma şansınız olur. Nagarkot, tepelerde bir köy. Himalayalar’ın en güzel izlendiği yer. Pokhara; Phewa Gölü kıyısında ve organik güzellikleriyle Meşhur. Yakınındaki Sagarkot Tepesi’nden yamaç paraşütü yapın. Chitwan; burada günbatımı oldukca özeldir. Fillerle yıkanabilir ve fil safari yapabilirsiniz. 

Dağlara tırmanırken bir zerre olduğunuzu kavrıyorsunuz 

Yollarda birçok anı biriktirmişsinizdir. Sizi etkileyenlerden birini anlatır mısınız?

Hepsinin bende ayrı yeri var. Zira hepsinde bir sürü güzel anılar biriktiriyorsunuz. Bilhassa bir tanesi derseniz Nepal’e ikinci gidişimdi… Hedef Everest’teki ana kamp… Daha başlangıçta zorlanmaya başladım sadece her zamanki benzer biçimde yavaş olan tempomu asla bozmadan tırmanmaya devam ettim. İrtifa kazandıkça sesim gitmeye başladı. Genel sağlığımda hiçbir şey yok fakat boğazım gerçekten inanılmaz acıyor. Her neyse pastil ve sıcak içeceklerle durumu yönetim ederek ana kamp civarlarında konakladığımız Gorak Shep’e ulaştım. Dönüşte irtifa kaybettikçe kendimi toparlamaya başladım. Boğazımın acıması geçti fakat ses yok. Konakladığım yerlerde söyleşi etmek isterim, ne mümkün! İnsanlar konuşmak istiyor, ağzımı açtığım anında yüzleri değişiyor ve acımayla omuzumu okşayıp “Tamam, tamam. Sen boğazını dinlendir” diyorlardı. O denli söyleşi etmek istememe karşın sessizliğe bürünmek zorunda kalmıştım. Gene bigün konakladığım bir lodge’da genç bir çiftle tanıştım. Halime o şekilde acıdılar ki kızcağız (İtalyan), “Hayır, bu akşam ben sana bakacağım” diye ısrar etti. Canım yaaa… İyi olduğuma ikna edene kadar akla karayı seçtim. İşte bu şekilde tatlı insanlarla karşılaşıyor, tanışıyorsunuz dağlarda.

Yollar ve bu tırmanışlar oldukca şey öğretiyor olmalı…

Dağlar o denli oldukca şey katıyor ki insana. Her şeyden ilkin kendinizi oldukca fazla önemsemenizin hiçbir anlam ifade etmediğini ve bırakın evreni bu küçücük dünyamızda bile bir zerreden öte önemimizin olmadığını kavramamıza destek oluyor.

Diziler aleyhinde bilgiler, son dakika gelişimleri ve fragmanları için dizi sayfamızı takipte kal! 



Haber Kaynağı

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *